Furkan Ceken

Dokunaklı bir şarkının
orta yerinde beliriyorsun, nakarata izin vermeden.
Zeki Müren seni doğuruyor sanki
ses tellerinin merkezinde.

İçime batan bir kıymıksın.
sorgusuz suâlsiz kesiyorsun nefesimi, nefsimi..
Biliyorum, tanrı dürüyor defterimi yavaş, yavaş.
Ve sen gitgide bitiyorsun çabucak.

Aceleyle, amatörce tüketilen bir sevinç gibi,
kayboluyorsun düşlerimde…

Daha bir kez gördüm
Elini, tenini, saç tellerini.
Daha bir kez okudum
Tanrı’ nın gözlerine yazdığı kafiyesiz şiiri.

Yaz mevsiminde bahara rastlanır mı hiç?
dedi boynumun sana olan borcu.
Yaşadım, bitti, bitti…
Biraz üşüdüm, biraz da terledim hani.

Daha bir kez sevdim henüz.
Saçlarının keder rengini,
Boyalı tırnağını,
Bakır bir yüzükle süslediğin parmağını.
Ve en çokta seni…
3 saatte sevgili bulmanın yolu

14 şubat sevgililer gününü sevgilisiz geçirmek istemeyenleredir bu yazım. Bir amme hizmetidir yaptığım.Yalnızlara ilaç, aşkı arayanlara ışık, “yine mi gol değil hakim bey yine mi ha!” diye ağlayanlara beyaz bir mendildir uzattığım. Üzülmeyin, dert etmeyin, kronometrelerinizi çalıştırın, 3 saatte aşkınızı kolunuza takın.

7.00: Yataktan kalkış, evet bugün önemli bir gün, sonunda sizin de bir sevgiliniz olacak. Sabahın yedisinde kalkılır mı kardeşim diyenlere de bir çift lafım var. Sevgili bu boru değil, bir gün erken kalksanız ne olur.
Yedide kalktın, hemen tıraşını ol(bayanlar oha diyor biliyorum ama erkeklere sesleniyoruz kardeşim, abaza bayan mı olur),duşunu al, saçlarını tara, kot pantolon giy, üstüne beyaz gömlek, en üste de blazer ceket, hop at kendini dışarı, geç kalıyoruz.

8.00: Açık alanlardan uzak dur, kapalı bir alışveriş merkezi bul. Kapalı alanda oksijen az olur, beyin yavaş çalışır, tipsiz olsanız bile kız bunu anlayana kadar siz işi bağlamış olursunuz. Sonrasında açık alanda kız uyansa bile, “ulan bu da amma tipsizmiş” dese bile iş işten geçmiştir. Az önce cep telefonu aldınız kıza, en azından bir hafta gideri var bu hediyenin.

9.00: Alışveriş merkezinde geziyorsunuz, kum gibi kız kaynıyor ama hangisi size uygun, öncelikle takı mücevherat dükkanlarından uzak durun, orada gezenler para avcısı olur, ava giderken avlanırsınız ruhunuz duymaz. Daha çok yemek katında dolaşın, fast-food taraflarına yaklaşın, böylece mesaj da vermiş olursunuz “hızlı yaşarım fast-food yerim, bir sevgiliyle de 3 gün dikey gezer, akabinde yatay pozisyona geçerim”. 

9.58: İşte aradığınız kız karşınızda artık, az ilerde bakın, elinde yemek tepsisiyle oturacak yer arıyor kendine, sen de tek başına dört kişilik masaya kurulmuşsun öküz gibi. Hemen ayağa kalk, masadan 35 santim uzaklaş, kız boş masa buldum diye koşup oturunca tekrar otur yerine. Kız pardon deyip kalkmaya yeltenirse bileğinden kavra kızı, olabilecek en Engin Altan Düzyatan bakışını at(aman Şahin K bakışını yapma, her şeyi mahvedersin, onu en son kullanacağız)

10.00: Burası da amma kalabalık bugün, bi de masalar az mı ne, insanlar oturacak yer bulamıyor diye geyik bir konu başlattınmı olay tamamdır, sırf bu konu hakkında bile 2 saat konuşacak yetenek vardır kızlarda. 

Bundan sonrası ise size kalmış, herkes kendi fantezi dünyasına göre yön versin akışa. Artık kızla sinemaya mı gidersin, müze mi gezersin, arabada mı fingirdeşirsin, eve mi atarsın, ailenle mi tanıştırırsın, yüzük mü takarsın, facebook’ta ilişki durumunu “evli” mi yazarsın, paşa gönlün bilir.


Not: Ha o kadar akıl veriyorsun, yol gösteriyorsun, facebook hesabına baktık senin de kız arkadaşın yokmuş, abazanın önde gideniymişsin, sen ne ayaksın derseniz. Bir pis bakarım, bir tavır yaparım, bir eleştirel yaklaşırım, akabinde de küserim, darılırım, içime kapanırım.Terzi kendi söküğünü diktiği gün görüşelim derim.

tuvaytır ne ki la??

Öncelikle bu işe gönül vermelisiniz, aşkla yazmalısınız, hastası olmalısınız Twitter’ın. Misal bi mention aldığınızda yüreğiniz pır pır etmeli, dm geldiğinde soğuk terler dökmeli, rt edildiğinizde heyecandan olduğunuz yere yığılmalısınız.

-Twitter’ı hayatınızın merkezine koymalısınız. Onun dışında her şey size teferruat gibi gelmeli. Misal çok yakın bir arkadaşınızın nikahı var ama o gün ülke gündemi çok yoğun, çok güzel tatlı tatlı tivitler yazılıyor, retweet’te tulum çıkartılıyor. “Yemişim arkadaşı da nikahı da, zaten evlendiği kişiyi de hiç sevmem, tipe bak, tipsiz, bugünü mü buldunuz lan evlenecek, bi de işin yoksa git çeyrek tak, siktirsin gitsin bana mı sordu lan evlenirken” diye yalandan gider yapmalısınız. Tutan tivit her şeyden önemlidir. Bir arkadaş gider diğeri gelir.

-Ünlülere bol bol mention göndermelisiniz, ünlü günaydın mı diyor, “sana da karçiçeğim”, “en aydın sana olsun mor menekşem” diye yalaka mesajlar göndermelisiniz. Olur da ünlüden bir mention gelirse yaşadınız, hemen RT etmelisiniz. Hele hele sizi övdü mü Allah Allah! Dünya alem duymalı bunu, screen shotlar alıp yayınlamalısınız, kağıda basıp odanızın duvarına asmalısınız, hatta mili eğitim bakanlığına başvurup müfredata aldırmalısınız bu övgüyü. Koskoca Demet Akalın “çhoK TatLisin yea” demiş boru değil, Twitter’ın Nobel ödülü gibi bir şeydir bu.

-Güzel tespit yazabiliyorsanız hiç durmayın hemen sıralayın ama “diş macununu ortadan sıkınca ne kadar kötü di mi yea” tarzında angut tespitler yazacaksınız hiç girmeyin tespit olayına, yüksek takipçiyi bırak, arkadaşın kankan bile bırakır takibi, sıfır takipçiyle yumurta gibi kalırsın ortalıkta.

-Yumurta demişken, avatar fotosu çok önemli. Tipin düzgünse, amiyane tabirle giderin varsa, fotoşop desteğini de arkana alarak avatarına kendi fotonu koyabilirsin. Yakışıklılık veya güzellik her daim prim yapar Twitter’da. Ha tipsizin önde gideniysen, nefes alsın yeter kıvamındaysan da üzülme, koy bi ünlünün fotosunu, algıda şaşırt takipçiyi. O zaman yazdığın tivitler mal gibi olsa bile sırf o güzelliğin yakışıklılığın yüzü suyu hürmetine seni takip edeceklerdir.

-Baktınız güzel tivitler yazamıyorsunuz, şaka sizde hiç yok, yaptığınız en büyük şaka, -adın ne? –murat –koyiim de tur at ehehehehe! İse üzülmeyin. İyi şaka yapmak her şey demek değildir, şaka lan her şey tabi, nah takipçi gelir size, git ağla hadi git!

-Ağlama lan gel buraya, yuh sümüğe bak, burnunu sil olum. Derseniz ki bende mizah yok ama tesadüfe bakın ki karakter de yok, yaşadınız. Karaktersizseniz size her yol mubah. Tutmuş her tiviti copy-paste yapın yayınlayın. Bir çok kişi farkında olmayacak hırsız olduğunuzun, ha arada niye çalıyorsun lan RT etsene diyenlere kulak asmayın, onlar karakterli olanlardır, sayıları azdır.

-Yav ben karaktersizim ama sanki biraz da zeki gibiyim, ne yapayım derseniz, tutan her tivitin, misal 100+ rt alan her tivitin varyasyonunu yazabilirsin. Bu sayede fenomen bile olman işten değil. 

-“Yüzlerce şakalı tivit yazacağıma bi soyunurum, binlerce takipçiyi cebime korum”, dediğinizi duyar gibiyim, o zaman siz de bunu duyun, nah koyarsınız!! Bi kere o göbekle, o gıdıyla nereye soyunuyorsun, hem sadece soyunmak yetmiyor, bi de az ünlü ya da çaptan düşmüş eski ünlü olman lazım. Soyunmak bu işin finali, son raddesi, unut o işi, sadece sevdiceğin için soyun, bi de banyoda soyun, bi duş al rahatla.

-Yav tamam da bizim asıl amacımız kız msn’i bulmak, hatun düşürmek, karşı cinsi etkilemek. Yoksa yemişim yüksek takipçi sayısını, tivit çalmayı, şakalı tivit yazmayı,soyunmayı. Bak senin binlerce takipçin var, çıkıyor mu ekmek sen onu söyle derseniz. Normal ekmeği geçtim, kepekli ekmeği unuttum, lavaş ekmek bile görmedim arkadaşlar. Binlerce takipçiyle abi kardeş olduk, gülüyoruz eğleniyoruz akşam olduğunda bildiğin sap gibi, aynı bi mal gibi yatağımızda uyuyoruz. Onun için Facebook yalan, Twitter dolan, tek gerçek.. neyse onu şimdi söylemiyim..

Bir çocuk,
Çaresiz… güçsüz… korkmuş…
Kollarında az önce top oynadığı arkadaşının ölü bedeni.


En güçlümüz, en görkemlimiz, en variyetlimiz bile o kadar aciz ki gerçeğin karşısında. Bir hiçiz aslında. Sıfıra yakın bile değiliz. Yırtıcılar tarafından saldırıya uğramış otoburlarla aramızda, dandik bulmacaların en arka sayfasındaki basit 7 fark bile yok. Birimiz yakalandığında ötekilier izliyor, birkaçı belki bir şeyler yapmaya çalışıyor, çoğu ağlıyor.


Güneşli bir ağustos. Sıradan bir gün. Sabahın erken saatlerinde uyanıp bol göğüslerini balkon mermerlerinin üzerine koyan teyzelerlerle, hiçbir işi olmadan bütün gün kahve önünde betonarme yapıları izleyen amcalar yerlerini çoktan almış. En sevdiğim futbol topumu koltuk altıma alıp dışarı çıkıyorum.


Sokak ıssız. Hava sıcak, çok sıcak. Gölge bir duvarın dibinde, ayağımın ucuyla topu, ufak ufak duvara vuruyorum. Sesi kulaklarımda yankılanıyor. Pat, pat. Gözlerimi kısıp etrafa bakıyorum. Yeşille sarı arasında bir rengin ortasındayım. Derken arkadaşlarım iniyor aşağı futbol oynamak için. Ben Ahmet’leyim. Çünkü en iyi onla anlaşıyorum. Çünkü en iyi o biliyor topu nereye atacağımı. Çünkü aynı anda aynı şeyi düşünebiliyoruz. Maçımız bitiyor. Tabi ki biz kazanıyoruz. Dedim ya ben Ahmet’leyim..
Bisikletlerimize atlayıp iki sokak aşağıya iniyoruz misket oynamak için. Ahmet önden gidiyor. Birinci sokağı geçiyoruz. Bisikletin sesi kulaklarımda. Yokuş aşağı inen her bisikletin sesinden çok farklı. İkinci sokağa doğru giriyoruz. Ahmet arkasını dönüp gülümsüyor bana doğru ufacık gözleriyle birlikte, bir elini kaldırıp “hadi” diyor.


Derken gökyüzünü yırtan bir fren sesi. Sanki saatler süren 3 saniyelik bir an. Koca kamyon, küçücük bedene vuruyor gözlerimin önünde. Dünya dönmüyor. Her şey ağır çekim. Sadece nefes alıp verişimin ve kalbimin atış sesini duyorum. Dünya yok. Koşuyorum yanına. Korkuyorum.


Bir sürü kelimem var cümle adayı… Yan yana gelmemek için direnen. “Ahmet” diyorum sadece başı kollarımın arasında. “Ahmet kalk nolur. Serhatlara gidicez daha. Geç kalıcaz. Ahmet kalk. Ahmet pantolonun yırtılmış, annen çok kızacak. Ahmet misketlerin. Ahmet misketlerin her yana dağılmış.”


Büyük bir uğultu duyuyorum. Bir sürü anlamsız harf. Bir olup kalabalık olmaktan başka hiçbir işe yaramayan insanlar. Beni tutup sürükleyerek kalabalıktan dışarı doğru çekiyorlar. Tırnaklarımı toprağa takıyorum. Avucumun içi; çakıl taşı, toprak dolu. Bir de misket, parıldayan renk gibi. Bir duvarın dibinde tanımadığım teyzeler bana bir şeyler söylüyorlar.


Geçecek diyorum kendi kendime, gözlerimi sımsıkı kapayıp açıyorum. Birazdan geçecek. Bu… bu sadece, uyanmakta geciktiğim çok kötü bir rüya. Başımı dizlerimin arasına alıp içimden uğurlu sayımdan geriye sayıyorum, gözlerimi acıtana dek sıkıyorum;
7, 6, 5, 4, 3, 2, 1.


Uyanamıyorum.


Tam şu an…
Yorgun… sıkılmış… donuk…
Bir adam,
Elinde üzerine kan sıçramış bir misket, arkadaşından yadigar kalan.


Kapıyorum gözlerimi…
Uyuyamıyorum.